Logo_Şeffaf.png

ISSUES

No1. Modern Mimari

Modern mimari eserler genel olarak 19.yüzyılın sonlarına doğru ortaya çıkmış olsa da modern mimarinin temelleri endüstri devrimine dayanıyor.

Bu devrimin getirdiği teknik, sosyal ve kültürel değişimler yeni bir mimari anlayışı ortaya koyuyor. 

Endüstri devrimi sonrasında toplumun değişimi ve gereksinimleri mimariye de yansımış, bu zamana kadar hep olduğu gibi yapılar üzerinde de etkisini göstermiş. Buharlı makinelerin kullanımı ile başlayan endüstrileşme süreci ile demiryollarının bulundukları yerleri endüstri bölgelerine dönüştürmesi, bu bölgelerde yeni kentlerin oluşması; aynı zamanda endüstrileşme ile tarımda makineler artarken gereken iş kuvvetinin azalması ve bunların sonucunda kentlerde nüfusun artması yeni gereksinimleri de beraberinde getirmiştir. Bu süreçte oluşan ‘Modern Şehircilik’ kavramı, kentlerdeki nüfus ve kötü yerleşim sorununu çözmeye yönelik olarak ortaya çıkmıştır. Hatta bu yapılar toplu konutların öncüsü olmuşlardır. 

 

Endüstrileşme sonucunda teknolojinin de gelişmesiyle yapı üretiminde yeni yapı malzemeleri  ve yöntemleri kullanılmaya başlanıyor. Daha çağdaş ve yalın bir bakış açısını da kapsayan bu yeniliklerin modern mimarlığın temellerini attığını söyleyebiliriz. 

 

Bu dönemde ortaya çıkan akımlarla betonarme iskelet sistemi, kübik geometrik formlar, yalın ve işlevsel yapılar, geniş cam yüzeyler, işlevsel çözümler sunan binalar oluşturulmuştur. 

 

Farklı mimarların kendi görüşlerini yansıttığı birçok akım ortaya çıkmıştır. 

Sanattan, kübizmden etkilenen Neo Plastisizm akımı, mimaride anıtsallığı ve simetri kavramını ortadan kaldırarak yerden yüksek, geometrik biçimlerin fonksiyonel olarak kullanıldığı bir yaklaşımı yansıtmaktadır. 

Fütürizm akımı ise dinamizme dayanmaktadır. Modern binaların dinamizmini farklı kotlarla, yenilikçi fikirlerle ortaya koymayı hedefleyen bir akımdır. Bu akımın temsilcilerinden mimar  Antonio Stella’ya göre mimarlığın sadece işlevsellik üzerine olmamalıdır; mimarlık aynı zamanda bir sanattır.

Konstrüktivizmde ise mekanik bir estetik anlayışı ön plana çıkmaktadır. Çağdaş teknolojinin kullanıldığı bu akımda geniş kirişlerin kullanıldığı binalar görülmektedir. 

Pürizm ise kişisellikten uzaklaşarak evrensel ve kalıcı bir mimari anlayışı benimsemek üzerine kurulmuştur. Bu akımın öncülerinden Le Corbusier, çağdaş tasarım ile çağdaş teknolojiyi birleştirmeyi esas almıştır. Kullanılan yalın geometrik formlar ile biçimde sadelik, yapılarda işlevsellik (Fonksiyonalizm) aranmıştır. Bu evrensel yaklaşım ile kullanılan rasyonel formlar rasyonalizmi doğurmuştur ve bu da ‘Uluslararası Mimarlık Akımı’nın temellerinin atılmasını sağlamıştır. 

Evrensel kuralların egemenliğine karşı olarak ortaya çıkan Ekspresyonizm akımı, genellemelere karşı bir tepki içermekte ve hayal gücüne yer açmaktadır. Bu akımla beraber özgün formlar yapılmaya başlanmıştır. 

Modern mimariye, daha doğrusu ‘Uluslararası Mimarlık Akımı’na karşı çıkan mimarların oluşturduğu Post Modernizm hareketi, geçmiş mimari yapılaşmaya dönmek isteyen mimarlar tarafından bir tepki niteliğinde ortaya çıkmıştır.