top of page
1
2

Taş, sağlam yapısı gereği birçok medeniyette temel yapı malzemesi olarak görülmüş; taş yapılar ve taş işçiliği uzun sürelerce mimaride kullanılmıştır.



Mimari yapıların iç ve dış cephelerinde bitkisel/ geometrik figürler, kabartma hayvan figürleri, yazı işlemeleri görülmektedir. Oyma, kabartma, kazı gibi teknikler kullanılarak istenilen şekiller verilmektedir. Taşın sağlamlığı, bu yapıların günümüze kadar aktarılmasında büyük rol oynamıştır. Dünyanın en eski tapınağı Göbeklitepe’de dahi taş işçiliğinin kalıntıları görülmektedir. Buradaki dikili taşlar üzerinde bulunan kabartmalı yabani hayvan ve bitki figürleri, dünyada plastik sanatların ilk örneği olarak kabul edilmektedir.


Gelişen teknoloji ve değişen ihtiyaçlar ile ne yazık ki taş günümüzde eski zenginliğini kaybetmiştir, taş ustalığı ise korunması gereken zanaatlar arasına girmiştir.


Modern mimari denince akla gelen ilk eserlerden olan Villa Savoye, modernizmin önde gelen mimarlarından Le Corbusier tarafından Fransa, Poissy’de Savoye ailesine şehir yaşantısından bir kaçış sağlanmak için tasarlanmıştır. Bu projesine de modernizmin beş prensibini direkt olarak yansıtmıştır.



“Pilotis” olarak bilinen kütleyi yer seviyesinden ayıran kolonlarla yaşam alanlarının zeminle bağlantısı kesilmiştir. Bu etkiyi arttırmak için de sadece servis alanı olarak kullanılan zemin katın cephesi yeşile boyanmıştır.

Yaşam alanlarını arttırmak ve daha verimli kullanmak için çatı teras olarak kullanılmıştır. Bu sayede çatı sadece strüktürel bir eleman değil evin doğada kapladığı alanı geri sunabileceği bir ortama çevrilmiştir.


Serbest plan kullanılarak daha açık ve geçirgen bir düzen sağlanmıştır. Ancak bu kullanıma rağmen ortak ve özel alanların ayrımına dikkat edilmiştir. İç alanlarda kullanılan duvarların yük taşıma görevi olmadığı için sadece estetik kaygısı düşünülerek yerleştirilmişlerdir.

Yük taşıyıcı duvarlar olmadığı için serbest planın etkileri serbest cephede de görülmektedir. İç duvarlardan kurtulunarak daha rahat ve akışkan bir cephe tasarlanmıştır.

Yaşam alanlarının daha çok ışık alabilmesi ve doğal havalandırılma sağlanması için cephelerde yatayda yayılan pencereler kullanılmıştır. Bu kullanım aynı zamanda eve dinamizm kazandırmıştır.


Le Corbusier’nin başyapıtlarından olan Villa Savoye UNESCO tarafından Dünya Miras Listesi’ne eklenmiştir.

Endüstri devrimi toplumun birçok alanını etkilediği gibi mimariyi ve sanatı da etkisi altına almıştır. Birbirlerinden etkileşerek gelişen sanat ve mimari, bu süreçte daha farklı boyutlar kazanarak kalıplarını kırmaya ve varolan kavramların ötesine geçmeye yoğunlaşmıştır. Bu dönemde özellikle soyut plastik sanatlar ile mimarlık ilişkileri göze çarpmaktadır.


Soyut kavramı resimde figüratif olmayan, yani doğadan canlı ya da cansız tanımlanabilir herhangi bir figür almayan; heykelde klasiğin dışına çıkan, içten dışa konstrüksiyon vurgusu yapan; endüstriyel tasarımda çağdaş malzemenin özünü ve buradaki dengeyi yakalamayı amaçlayan; mimarlıkta da içteki potansiyeli dıştaki kütleye yansıtan bir şekilde karşımıza çıkmaktadır.

Endüstri devrimi ile yaratı alanı yönünü sanat ve felsefeden teknolojiye doğru çevirmiştir. Teknolojinin imkanlarıyla mühendislik ve mimarlıkta yeni malzeme ve method kullanımları ortaya çıkmıştır (çelik köprüler, çelik konstrüksiyonlu binalar vb.). Teknolojinin sağladığı bu dönüşüm de düşünce alanında yeni yaklaşımların çıkmasına yol açmıştır. Soyut sanat akımı bu yeni bakış açısının yansımalarındandır.

Soyut sanat kavramı asıl görüneni yok sayarak daha arayışçı , eleştirel ve irdeleyici bir yaklaşım ortaya koyar. Bu kavram aynı zamanda Einstein'ın 'Rölativite Teorisi' ile de ilişkilendirilir -zamanda görecelik- yani görünmeyeni; kişilere, zamana, yere göre değişeni, görünenin ötesini algılayıp yansıtmak.

Görecelik teorisinin etkilerini en net olarak gördüğümüz akım 'Kübizm' olmuştur. Kübizm 'de saf geometrik formların kullanımı öne çıkıyor. Küp, koni, küre gibi formlar. Cisim önce geometrik parçalarına ayrılıyor. Ardından da farklı bir yorumla bir araya getiriliyor. Sonuç olarak cisim ilk halinden çıkmış oluyor ve birbiri içine geçmiş geometrik parçalardan oluşan yeni bir hal alıyor. Mimariden etkilenen sanat bu defa mimariye ilham oluyor ve hacimsel iç içe geçmeler, asimetri, farklı geometrilerin kullanımı gibi uygulamaların mimaride yansımalarını görüyoruz.


Yine mimari ve sanat etkileşimi ile önce mimaride gördüğümüz 'Fütürizm' sanata da yansıyor. Bu akımı benimseyen heykeltraş Umberto Boccioni bakış açısını şöyle ortaya koyuyor: 'Heykel nesnelerin mekandaki devamlılığını plastik ve duygusal yollarla sistematik olarak ifade edip onları yaşatmalıdır.' Soyut sanatın önemli akımlarından olan De Stijl'de ise somut geometrileri ve soyutlama ilkeleri benimsenerek bir manifesto oluşturulur. Konstrüktivizm özellikle heykelde yenilikçi bir yaklaşım getirmiş; klasik dıştan içe doğru yontma sistemini tersine çevirerek içten dışa doğru, hafif malzemeyle ve neredeyse hareketli heykel yapma tekniğini geliştirmiştir. Aynı zamanda cam malzeme kullanımı, çağdaş çelik gibi yenilikleri kazandırmıştır. Mimari ve sanat birbirlerinden ve toplumun gereksinim/değişimlerinden etkilenerek birbirlerini de dönüştürmektedir.

1
2
bottom of page